250 x 250 Reklam Alanı

Burdur Devlet Hastanesi Plastik Cerrahi Polikliniği’nde sekreter olarak çalışan 1 çocuk annesi Havvana Özkurt, mide ağrısı ve kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede pankreasında kitle olduğunu öğrendiğinde şoke olduğunu söyledi. Kendi teşhisinden 2 ay önce teyzesinde de pankreas tümörü teşhis edildiğini anlatan Özkurt, şöyle dedi:

“Önce mide ağrısı ile başladı. Bu ağrı şiddetlenince gastroentroloji bölümüne başvurdum. Mide tedavisine başlandı. Ancak, ağrılar geçmedi. Bunun üzerine endoskopi yapıldı ve midede bir şey çıkmadı. Ultrasonografi ile detaylı incelemede pankreasta kitle olduğu belirlenince çok panikledim çünkü teyzemde de aynı sorun vardı.”

Burdur’daki doktorların kendisini Antalya’ya yönlendirdiğini belirten Özkurt, MR ile kesin sonuç alınamayınca kitlenin iyi huylu olup olmadığını belirlemek için biyopsi yapılması gerektiğini, ancak kitlenin bulunduğu yer itibariyle normal biyopsi yapılamayacağını öğrendiğini belirtti. Özkurt, “Doktorlar endoskopik ultrasonografi diye bir yöntemden söz etti. Hemen buraya geldik. Endoskopik ultrasonografi sonucunda ameliyata karar verildi” diye konuştu.

“TEKNİK OLARAK ZORLAYICI AMELİYATLAR”

Genel Cerrah Prof. Dr. Alihan Gürkan ise Havvana Özkurt’un çok özel bir hasta olduğunu belirterek, pankreas ameliyatlarının teknik olarak kendilerini zorlayan, hatta tümörleri çok yüz güldürücü olmayan, genellikle hastalara çok şey veremedikleri hastalık türlerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Ama Havvana’nın bir özelliği vardı. Bu hastalık bir tümör olmasına karşın çok hızlı ilerleyen bir tümör değildi. Üstüne üstlük de çok uzun yıllar yaşam beklentisi olan bir tümördü. Sadece yerleşim olarak bizim yaklaşımımıza sınır getiren bir tümördü. Pankreasın baş kısmına çok yakındı. Bu tümörü ortadan kaldırabilmek için yapılacak ameliyat, pankreasın orta ve kuyruk kısmını almaktı. Ama normal şartlarda hastada çok uzun yıllar yaşam beklentisi var iken, bu yapacağımız operasyon hastayı şeker hastalığıyla karşı karşıya bırakabilirdi. O zaman bir ikilem içindeydik. Ya şeker hastalığı ya da tümörün bir kısmının kalması gibi. Böyle bir çıkmazımız vardı.”

“ÇOK NADİR YAPILAN BEGER OPERASYONU UYGULADIK”

Hastaya çok nadir yapılan Beger operasyonu uyguladıklarını kaydeden Prof. Gürkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Teknik olarak zor olan ama başardığınızda hem hastanın yaşam kalitesini artıran, onu şeker hastası yapmayan bir ameliyat planladık. Bu ameliyatta pankreasın sadece tümörlü olan kısmını çıkardık. Bu kısmı çıkararak hastayı bu hastalıktan kurtarabiliyorsunuz. Ayrıca geride iki parça pankreas bıraktığınız için hasta şeker hastalığıyla muhatap olmuyor kalan ömründe. Sonuç gayet güzeldi. Diyabeti yok, tümöründen kurtuldu. Bundan sonra da yaşamına normal devam edecek. Tümörü gitti ama pankreası yerinde kaldı. Beger operasyonları zorlayıcı ameliyatlardır. İyi ve deneyimli merkezlerde yapılmalıdır çünkü pankreas ve bağırsak bağlantısını pankreasın hemen ortasına yapmak zorundasınız. Bu zaten başlı başına zor bir bağlantıyken, kısıtlı bir alanda yapacağınız bağlantı riskleri daha da arttır. Bu tip ameliyat, pankreasın agresif giden kanserleri için uygun değildir. Sadece ‘Nöroendokrin tümör’ denilen yavaş ilerleyen, hastayı diyabetle karşı karşıya bırakmamak için yapılan yani seçilmiş bir hasta grubuna yapılabilecek bir ameliyat. Havvana da biz de sıkıntı yaşamadan çıktık. Mutluyuz.”

“İLERDE KANSERE DÖNÜŞECEK BİR TÜMÖRDÜ”

Gastroentroloji Uzmanı Prof. Dr. Yıldıran Songür ise ameliyat öncesi dönemi anlatırken, “Görüntüleme sırasında 14 mm’lik lezyonun karakterini ortaya koyduktan sonra endoskopik ultrasonografi rehberliğinde çevredeki damarlara girmeden lezyona yakın yerlerden biyopsi yaptık. Klasik pankreas kanseri özelliklerinden farklı ama ilerde kansere dönüşecek bir tümördü” dedi.

Bu alana reklam verebilirsiniz!
468 x 60 Reklam Alanı